14 Ocak 2012 Cumartesi

Sonuçsuz Depresyon


    Düşündüklerimin Tanrı'nın zoruna gitmesinden o kadar çok korkuyorum ki, hayatımın çoğu bu ikilemlerle baş etmek ve kendimi Tanrı'nın aslında içimdekini, korkularımı bildiği için ne dediğimi önemsemediğine inandırmakla geçiyor. Mesela şu an.. Küfrettim az önce hayatıma, oysa ki benim hayatım en şanslılardan biri olmuştur çevremdeki hikayeler arasında..

    Günlerdir hocayı literatür taradığıma inandırıyorum, oysa sadece bir gün bunun için çabaladım sayılır, onun dışında vicdan azabını saymazsak zorlayan hiç bir şey olmadı. Az önce kahvemi yaptım, geç yatmamam gerektiği halde kahve içmek bile yine bir vicdan azabıydı, ama yine de yaptım. Kendimi inandırmaya çalıştım araştırma yapıp aradaki farkı kapatabileceğime, ama her zaman olan oldu, bulaşıklar yıkandı, çamaşır serildi, saç boyandı, banyo yapıldı.. Sadece şu lanet işlere gitmedi elim. Bak yine lanet dedim, yine korkuyorum başıma geleceklerden! Az önce bilgisayar başına aynı niyetle oturmuştum, ama bir anda dolu gözlerle burda buldum kendimi. Ne kadar şımarığım!

    İstemiyorum dedim hiç bir şey yapmak. Çünkü istediğim bu değil! Hiç bu olmadı ki! Zorla yaşadığım bi hayat bu ne olursa olsun. Çok prestijli olsa, çok zengin ve başarılı olsam bile istemediğim bir hayat olacak şu an yaşadığım. Çünkü benim değil, babamın hayatı, onun bir uzantısı, onun bana öngördüğü gelecek! Ve ben çevremden o kadar çekiniyorum ki, asla yıkamayacağım bir duvar şu "ne derler" korkusu! Sürekli bunları düşünüp sıkılıyorum, hatta beynimden bir parça yiyorum her seferinde. Öyle demeyin, sorunsuz bir insanı bile akıl hastası yapabilir bu baskı ve benim hayatım gerçekten sorunsuz bence, birbirleriyle öldüresiye anlaşamayan ailem, sevmediğim işim, büyüyen yaşım, 100e dayanan kilom ve biseksüelliğin getirdiği zorlukları saymazsak tabi.. Ailem.. onlar için ayrı bir blog açabilirim bile.. Hele babam! Varlığıyla bu kadar yoran ama yokluğunu düşünmek bile kabus olan insan, ve ona olan sevgim gerçekten nefretimle eşdeğer! Bir de ekürisi, sayesinde deli olan annem.. Gerçekten deli değil ama bazen ramak kaldığına inanıyorum. Eskiden kavgalarını siklemezdim ama şimdi siklemediğim zamanların bile içimde ettiği yeri çok net hissediyor, en ufak bir gerilimde nefes darlığı çekiyorum! Bazen hayatın gerçekten yaşamakta zorluk çeken insanları sikmekten yorulup değişiklik olsun diye bana geldiğini düşünüyorum. Ve her geldiğinde kurtulamayacağım bebeklerim oluyor orospu çocuğundan! İşim bunlardan biri, ailem, bazen ilişkilerim.. İşimi asla sevmeyeceğim, ama başka ne yapabilirdim diye düşününce kendimi körelmiş hissediyorum. Ailemi terazide hala tartamıyorum, keşke onlar olmasaydı mıydı yoksa etrafımdaki en iyi aile mi hala karar veremedim. Gönlümün genelde boka konmuşluğu ve inatçı devasa sevgim yine unutulmayacak çocuklar bıraktı bana, kimilerinin sayesinde psikolojik sorunlu oldum, geçti sandım, hala atlatamadım..

    Bazen o kadar yoruluyorum ki işte, depresyonda olduğumu anlayıveriyorum milka mor ineğe ağlamaya başlayınca. Hele sarılan anne baba, duyarlı sevgililer, ailesi için herşeyi yapabilecek ebeveynler görünce ekranda kendimden geçiyorum. Evet kesinlikle anne baba olayına değinmem lazım bi gün..

    Az önce de küfrettim işte hayatıma, korktum sonra, dedim Allah'ın zoruna gidecek, sorunsuz bir hayatın var daha ne istiyosun diye.. Ama depresifim işte, ne desen olmuyo. Ama ölmek istemiyorum, şu an nefret etsem de hayatımdan, ölmek istemiyorum. Yarın sevgilim gelecek, onu istiyorum. Ona sarılıp uyumak istiyorum. Ne kadar uyuyacağımın ya da ne zaman uyanacağımın önemi yok. Sınırsızca uyurken ben sevdiğimin kokusuyla, annemin yakınlarda olduğunu hatta kardeşimin de onunla güvenli olduğunu falan bilmek istiyorum. Yapacak hiç bir şey olmadan, hiç kimse bir şey istemeden ve insanlar sözlerin, hareketlerin altında başka anlamlar aramadan, ilişkilere fazla anlamlar yüklemeden öyle uyuyaım istiyorum..

   

9 Ocak 2012 Pazartesi

Ne çok acıdım yine bu gece..


    Yüzüne hasret günler arttıkça ben delirdim, gördüğümdeyse içine ettim. Bok var sanki geçse gitse zaman, sussam, demesem hiç bir şey! Bok var sanki aklımdakini söylemek zorunda hissetmesem! Bok var sanki gözünden o yaşı akıtmasam! Lanet ediyorum kendime..

    Sevgimin çokluğundan değil, seninkinin azlığından korkuyorum sen inkar etsen de.. Ben seni çok sevdiğim için beni seviyorsan diye korkuyorum sen bile farkında olmadan.. Hiç düşünmeyip karşı çıkışından, ilerde beni yerlerde sürümenden, gebertmenden korkuyorum deli gibi! Ve korkup da seni acıtmak ne alçaklık değil mi..

    Aptalca ya da gerçek, her ne haltsa öyle birşey çaktı şimşeği gözümde ve birden uzaktan bakmaya başladım ilişkimize. Yüzüme ne kadar baktın ki, özlediğin ben miyim, ilgim mi.. Sıkıldın mı yoksa sadece? İnsan bazı cümleleri söylemeye kolay alışır, ciğerindeki nefesle gelmez o sözler, ağzını dolduran havadır sadece. Öylesine, adet yerini bulsun diye, öylesine, alıştık diye.. Sendeki bi boşluğu doldurmuş olmaktan korktum ben de, sevgini tanımlayamamış olmandan, araya sıkıştırılmış olmaktan korktum. Korktukça da bencil oldum, sanki sen bencilsin gibi bencilleştim hem de..

    Yüzünün değişimi, haksızlığa uğrayan o gözlerin tomur tomur doluşu.. Resmen sesini duydum kırılan kalbinin ve aklımdan gitmeyecek bi tablo bıraktın bana bu geceden. Hiç bu kadar net kalbini kırmamıştım, ve hiç bu kadar karışmamıştım kendi içimde.. Hala hem sinir hem kahroluşu yaşıyorum, ve keşkelerken bu geceyi hala korkuyorum sevginin dengesini bilememekten..

    Ben unutamıyorum o halini, yatıp ağlarım muhtemelen, ağlar sızarım. Sen lütfen düşün, sonunda fikrin değişmesin ama ben düşündüğünü bileyim, korkmayayım. Kalbinde arayıp bulmuş ol beni gerçekten çok sevdiğini.. Bir de şunu bil; ben bu gün her ne olursa olsun seninleyken mutluydum. Kızsam, üzülsem de isteyebileceğim bir yer olamazdı senin yanından başka..


6 Ocak 2012 Cuma

Kahrol çikolata al sana bomba!


    Hayatımda birşeylerin değişmesine karar verdim. Bu kararı vermek gerçekten çok zor, benim durumumda olan birisi için belki de en zor kararlardan biri, çünkü asla ilk adım için gerekli cesareti toplayamazsınız. Yürünecek yol gözünüzde büyüdükçe büyür ve daha karar vermeye bile karar veremeden vazgeçersiniz. Düşünmek en korkulu süreçtir zaten. Ve en kötüsü; bütün bu süreçte o yol biraz daha uzar çaktırmadan.. Az önce yediğim nutellanın boğazıma kaçıp genzimi feci şekilde yakması mı, artık günde iki hatta üç kere bağırsak boşaltımı için tuvalete koşmam mı, göbeğimin sertliği ve şişkinliğinin gaz, dışkı ya da regl ile alakası olmadığını farketmem mi yoksa kardeşimin bu gün artık eve abur cubur almamam için bana yalvarması mı sebep oldu bilmiyorum ama artık birşeyler yapmam gerek.. 

    İnsanın zaten sevdiğine ve sevildiğine emin olduğu bir ilişki içerisindeyken kilosunu takmaması ne fena. Nasılsa beni seviyor, hele benim sevgilim eminim ki dış görünüşümle hiç ilgilenmiyor. Gerçi belki böyle olmasam sevişmek bu kadar zor olmazdı, belki böyle olmasam.. hey, sanırım benim yüzümden, aslında o frijit değil..lanet olsun! Her neyse şaka bir yana, ki hala kafamda tartıyorum gerçekten şaka mı yapıyorum kendime diye, ilişkimde neredeyse etkisiz sayabileceğim bir eleman kilo. Yani şevklendirecek bi sebep olamıyor bu durumda benim için.. Ama bi taraftan.. O da bir gün gidecek..Bunu düşünmek bir tek kelimeyle ifade edilir; yakıcı. Ama biliyoruz, hepimiz biliyoruz, sonsuza dek süremeyecek. Bir zamanlar bana, "Bundan sonra karşıma getireceğin adam öyle erkek gibi erkek olmasın, hatta ibne olsun bence hiç sorun yok, sana iyi davransın, kalbine değer verdiğini, seni incitmeyeceğini bileyim yeter" diyen annemin bile kaldıramayacağı bir ilişki bu. Ne yazık ki asla kabul edilmeyeceğiz ve Tanrıya inanmayan babam bile gördüğü her eşcinselde tövbeler çekip hastalık olarak nitelendirmeye devam edecek. Deli gibi sevip, bir dakika görebilmek için an kollarken bile normal hayatlarımızı yaşıyormuş gibi davranmak zorunda kaldığımız zamanlar çoğaldıkça, üzerimizden baskısını eksik etmeyen çevremizin beklentileri daha düzenli hayatlarımız olması yönünde artacak ve bizde de en ama en azından üremek için uygun eş adaylarını bulmaya yönelten bir bilinçaltı oluşturacak. Bu tip ilişkinin zor yanı da anne olma isteği zaten. İkimiz de anne olmak istiyoruz ve anne olmak için gereken pipiyi ne yazık ki kiralayamıyoruz. İşin garibi birbirimizin anne olmasını da en az kendimiz kadar istiyoruz. Aynen diyet yapmak gibi birşey bu. Adriana Lima vücutlu bi hatun olmayı deli gibi istersin ama bunun için ömrübillah çekirdek kola cips çikolata vs türlerinden uzak kalmak zorunda olduğunu gözardı edersin. Onunla yaşamak, onunla yaşlanmak istiyorum ama ikimizin de ileride ayrı ayrı "aileleri" olacağını düşünme kısmını bi kenara bırakıp yok sayıyorum hep.. Sonuç olarak, o da bir gün gidecek.. Uygun eş adayını bulduğunda eminim ki aşık olmuş olacak, çiftleşip üremek isteyecek ve bütün bunları belgeselde aslanın ceylanı yemesi sırasındaki gibi ısdırap içinde ancak lanet bir doğanın dengesi kabullenmesi ile izleyeceğim. İşte o gün için birşeyler yapmak zorundayım, çünkü tahminen evde kalmış olarak nitelendirilen bir yaş döneminde, zaten bu olay yüzünden alkolun dibine vurup kilo alacağım garanti iken halihazırda da bihayli yağ barındırıp iyice çıkmaza sürüklenmek istemem. Çocuğumu ve onun çocuğunu görmek için acılarımı minimumda yaşayıp hayatta kalmam ve acıyı minimumda yaşamak için de eşzamanlı olarak aynı şekilde üremelik birilerini bulmam gerekecek. İşte o gün için kilo vermeliyim.. Eminim o kadar sıkıntı üzerine bir de reddedilmeyi kaldıramam.. Hatta "çok tatlısın" ya da "yüzün güzel"i bile kaldıramam, beynimde uyuşturucu etkisi yaratacak şekilde direk arzulanmam gerekecek!

    Lisanstaki sevgiliyle ayrılığın üzerinden birden çok sene geçmiş olmasına rağmen kurtulamadığım psikolojik bozukluğa bağlı aşırı duygusallık dönemlerimin birinde boynumda artan tüy yoğunluğunu farkedip kendimi incelemeye başlamıştım. O duygusallığın en büyük etkisi anne olmayı en çok istediğim dönem olarak beynime kazınmasıydı. Aynı süreçte bir falcı çocuğumun olmayacağını söylemiş, ve ben internette yaptığım araştırmaların sonucunda bazı bilimsel gerçeklerle yıkılmıştım. Aşırı kilo, kısırlığa sebep oluyordu, aşırı kilo hormonal dengeyi altüst edip vücutta tüylenmeleri arttırıyordu. Hatta bu aşırı kilo bayanların kendilerini erkek gibi hissetmesine bile sebep oluyordu, oysa ben bunu hep gizli biseksüel olmama, bir sürü erkekle okuyup şantiyelerde çalışmama bağlıyordum.. Gerçi gizli biseksüel olduğum tartışılmaz bir gerçek ama kilonun etkisi de dikkate alınabilir teknik olarak. Korkma sevgilim, taş bi hatun da olsam seni her zaman seveceğime eminim çünkü senin gülümsemen direk kalbime işliyor, yağlarımla hiç alakası yok.. İşte bunları bildiğim için birşeyler yapmam gerek, uygun eş adayını kafalama kısmını geçtim, bilimsel olarak da anne olabilmek için de kilo vermem gerekecek.

    Sancım var. Eskiden menstruasyon 5 gün sürerdi, sevgilim fazladan ilgi göstersin diye aşırı sancı çekiyor numaraları yapardım. Tanrı o günlerin cezasını mı çektiriyor acaba, artık daha geç, daha uzun oluyor ve gerçekten arkadaş, nasıl birşey bu böyle, sıçarken bile zıplatıyor! Ayrıca her regl döneminde aynı anda gaz sancısı ve ishali de birlikte yaşayan sadece ben miyim çok merak ediyorum! İshali bilimsel bir gerçeğe dayandırmadım elbet, hastalancam hastalancam diye diye deli gibi her çeşit yiyeceği ağzıma tıkmama bağlıyorum genelde.. Bunun için de birşeyler yapmam lazım işte. Daha az sancılı, düzenli regl, hormonlarımı da aynı derecede dengeleyecektir eminim ki. Ayrıca bu kadar bel ağrısı çekmem o zaman, zavallı omurgama fazladan kaç kilo yüklüyorum kimbilir..

    Kilo alma zincirine katıldığında insan, nasıl bir tezatsa o kadar çok enerji veren madde tükettiği halde rutin sorumluluklarına bile kolunu kıpırdatacak gücü bulamıyor.. Koca kıçımı yerinden kaldırabilmek için de kilo vermeliyim yani. Ve o depresyon.. Antibiyotiğin etki edemediği, virüs gibi birşey ve yaşayıp çoğalması için en uygun ortam da şişman bir beden. Lisanstan bu yana peşimi bırakmayan ve artık beni yatalak hale getiren depresyondan kurtulmak için de aynen bunu yapmalıyım!

    Topuklu ayakkabılar üzerinde 4 dakikadan uzun süre durabilen ayaklar için de aynı sonuca çıkarız.. Ya da ayak kaslarımı geliştiririm ki sırf beni taşısın diye şişip 40 küsür numara olan iğrenç kaslı ayaklarla ilk şıkkı gerçekleştirip üreyebileceğimden son derece şüpheliyim.. Mini kot şort ya da onu bile geçtim bedenime uyabilen herhangi birşey için, karnımda yer eden pantalon izlerinden kurtulmak için, metroda boş kalan yere götümü sığdırabilmek için, yürürken daha az yorulmak, merdiven çıkarken kalbimi geçici bir süre ağzımda taşıma zorunluluğundan kurtulmak, bachatayı hayallerimdeki gibi yapabilmek için ve daha milyonlarca sebep için bunu yapmak zorundayım!

    Bu kadar gaza getiren düşünceden sonra hala inanılmaz zor bir karar olduğunu biliyorum, hala nasıl yapacağım hakkında bi fikrim yok ve hala yarın vazgeçmiş olmaktan korkuyorum lakin bildiğim birşey varsa o da bunu herhangi biri için değil, kendim için yapmam gerektiği. Kendim için, beni seven, neye ne kadar üzüldüğümü bazen umursayan ailem için, gelecekteki ailemin varlığı için ve sevdiğimin yanına yakışmak için..

    Tanrım! En büyük depresyonu şu an yaşıyorum, biraz önce kilo vermeye karar verdim, yani çikolatayı lanetledim! Depresyondan kurtulmaya depresyona girerek mi karar verdim..