14 Ocak 2012 Cumartesi

Sonuçsuz Depresyon


    Düşündüklerimin Tanrı'nın zoruna gitmesinden o kadar çok korkuyorum ki, hayatımın çoğu bu ikilemlerle baş etmek ve kendimi Tanrı'nın aslında içimdekini, korkularımı bildiği için ne dediğimi önemsemediğine inandırmakla geçiyor. Mesela şu an.. Küfrettim az önce hayatıma, oysa ki benim hayatım en şanslılardan biri olmuştur çevremdeki hikayeler arasında..

    Günlerdir hocayı literatür taradığıma inandırıyorum, oysa sadece bir gün bunun için çabaladım sayılır, onun dışında vicdan azabını saymazsak zorlayan hiç bir şey olmadı. Az önce kahvemi yaptım, geç yatmamam gerektiği halde kahve içmek bile yine bir vicdan azabıydı, ama yine de yaptım. Kendimi inandırmaya çalıştım araştırma yapıp aradaki farkı kapatabileceğime, ama her zaman olan oldu, bulaşıklar yıkandı, çamaşır serildi, saç boyandı, banyo yapıldı.. Sadece şu lanet işlere gitmedi elim. Bak yine lanet dedim, yine korkuyorum başıma geleceklerden! Az önce bilgisayar başına aynı niyetle oturmuştum, ama bir anda dolu gözlerle burda buldum kendimi. Ne kadar şımarığım!

    İstemiyorum dedim hiç bir şey yapmak. Çünkü istediğim bu değil! Hiç bu olmadı ki! Zorla yaşadığım bi hayat bu ne olursa olsun. Çok prestijli olsa, çok zengin ve başarılı olsam bile istemediğim bir hayat olacak şu an yaşadığım. Çünkü benim değil, babamın hayatı, onun bir uzantısı, onun bana öngördüğü gelecek! Ve ben çevremden o kadar çekiniyorum ki, asla yıkamayacağım bir duvar şu "ne derler" korkusu! Sürekli bunları düşünüp sıkılıyorum, hatta beynimden bir parça yiyorum her seferinde. Öyle demeyin, sorunsuz bir insanı bile akıl hastası yapabilir bu baskı ve benim hayatım gerçekten sorunsuz bence, birbirleriyle öldüresiye anlaşamayan ailem, sevmediğim işim, büyüyen yaşım, 100e dayanan kilom ve biseksüelliğin getirdiği zorlukları saymazsak tabi.. Ailem.. onlar için ayrı bir blog açabilirim bile.. Hele babam! Varlığıyla bu kadar yoran ama yokluğunu düşünmek bile kabus olan insan, ve ona olan sevgim gerçekten nefretimle eşdeğer! Bir de ekürisi, sayesinde deli olan annem.. Gerçekten deli değil ama bazen ramak kaldığına inanıyorum. Eskiden kavgalarını siklemezdim ama şimdi siklemediğim zamanların bile içimde ettiği yeri çok net hissediyor, en ufak bir gerilimde nefes darlığı çekiyorum! Bazen hayatın gerçekten yaşamakta zorluk çeken insanları sikmekten yorulup değişiklik olsun diye bana geldiğini düşünüyorum. Ve her geldiğinde kurtulamayacağım bebeklerim oluyor orospu çocuğundan! İşim bunlardan biri, ailem, bazen ilişkilerim.. İşimi asla sevmeyeceğim, ama başka ne yapabilirdim diye düşününce kendimi körelmiş hissediyorum. Ailemi terazide hala tartamıyorum, keşke onlar olmasaydı mıydı yoksa etrafımdaki en iyi aile mi hala karar veremedim. Gönlümün genelde boka konmuşluğu ve inatçı devasa sevgim yine unutulmayacak çocuklar bıraktı bana, kimilerinin sayesinde psikolojik sorunlu oldum, geçti sandım, hala atlatamadım..

    Bazen o kadar yoruluyorum ki işte, depresyonda olduğumu anlayıveriyorum milka mor ineğe ağlamaya başlayınca. Hele sarılan anne baba, duyarlı sevgililer, ailesi için herşeyi yapabilecek ebeveynler görünce ekranda kendimden geçiyorum. Evet kesinlikle anne baba olayına değinmem lazım bi gün..

    Az önce de küfrettim işte hayatıma, korktum sonra, dedim Allah'ın zoruna gidecek, sorunsuz bir hayatın var daha ne istiyosun diye.. Ama depresifim işte, ne desen olmuyo. Ama ölmek istemiyorum, şu an nefret etsem de hayatımdan, ölmek istemiyorum. Yarın sevgilim gelecek, onu istiyorum. Ona sarılıp uyumak istiyorum. Ne kadar uyuyacağımın ya da ne zaman uyanacağımın önemi yok. Sınırsızca uyurken ben sevdiğimin kokusuyla, annemin yakınlarda olduğunu hatta kardeşimin de onunla güvenli olduğunu falan bilmek istiyorum. Yapacak hiç bir şey olmadan, hiç kimse bir şey istemeden ve insanlar sözlerin, hareketlerin altında başka anlamlar aramadan, ilişkilere fazla anlamlar yüklemeden öyle uyuyaım istiyorum..

   

9 Ocak 2012 Pazartesi

Ne çok acıdım yine bu gece..


    Yüzüne hasret günler arttıkça ben delirdim, gördüğümdeyse içine ettim. Bok var sanki geçse gitse zaman, sussam, demesem hiç bir şey! Bok var sanki aklımdakini söylemek zorunda hissetmesem! Bok var sanki gözünden o yaşı akıtmasam! Lanet ediyorum kendime..

    Sevgimin çokluğundan değil, seninkinin azlığından korkuyorum sen inkar etsen de.. Ben seni çok sevdiğim için beni seviyorsan diye korkuyorum sen bile farkında olmadan.. Hiç düşünmeyip karşı çıkışından, ilerde beni yerlerde sürümenden, gebertmenden korkuyorum deli gibi! Ve korkup da seni acıtmak ne alçaklık değil mi..

    Aptalca ya da gerçek, her ne haltsa öyle birşey çaktı şimşeği gözümde ve birden uzaktan bakmaya başladım ilişkimize. Yüzüme ne kadar baktın ki, özlediğin ben miyim, ilgim mi.. Sıkıldın mı yoksa sadece? İnsan bazı cümleleri söylemeye kolay alışır, ciğerindeki nefesle gelmez o sözler, ağzını dolduran havadır sadece. Öylesine, adet yerini bulsun diye, öylesine, alıştık diye.. Sendeki bi boşluğu doldurmuş olmaktan korktum ben de, sevgini tanımlayamamış olmandan, araya sıkıştırılmış olmaktan korktum. Korktukça da bencil oldum, sanki sen bencilsin gibi bencilleştim hem de..

    Yüzünün değişimi, haksızlığa uğrayan o gözlerin tomur tomur doluşu.. Resmen sesini duydum kırılan kalbinin ve aklımdan gitmeyecek bi tablo bıraktın bana bu geceden. Hiç bu kadar net kalbini kırmamıştım, ve hiç bu kadar karışmamıştım kendi içimde.. Hala hem sinir hem kahroluşu yaşıyorum, ve keşkelerken bu geceyi hala korkuyorum sevginin dengesini bilememekten..

    Ben unutamıyorum o halini, yatıp ağlarım muhtemelen, ağlar sızarım. Sen lütfen düşün, sonunda fikrin değişmesin ama ben düşündüğünü bileyim, korkmayayım. Kalbinde arayıp bulmuş ol beni gerçekten çok sevdiğini.. Bir de şunu bil; ben bu gün her ne olursa olsun seninleyken mutluydum. Kızsam, üzülsem de isteyebileceğim bir yer olamazdı senin yanından başka..


6 Ocak 2012 Cuma

Kahrol çikolata al sana bomba!


    Hayatımda birşeylerin değişmesine karar verdim. Bu kararı vermek gerçekten çok zor, benim durumumda olan birisi için belki de en zor kararlardan biri, çünkü asla ilk adım için gerekli cesareti toplayamazsınız. Yürünecek yol gözünüzde büyüdükçe büyür ve daha karar vermeye bile karar veremeden vazgeçersiniz. Düşünmek en korkulu süreçtir zaten. Ve en kötüsü; bütün bu süreçte o yol biraz daha uzar çaktırmadan.. Az önce yediğim nutellanın boğazıma kaçıp genzimi feci şekilde yakması mı, artık günde iki hatta üç kere bağırsak boşaltımı için tuvalete koşmam mı, göbeğimin sertliği ve şişkinliğinin gaz, dışkı ya da regl ile alakası olmadığını farketmem mi yoksa kardeşimin bu gün artık eve abur cubur almamam için bana yalvarması mı sebep oldu bilmiyorum ama artık birşeyler yapmam gerek.. 

    İnsanın zaten sevdiğine ve sevildiğine emin olduğu bir ilişki içerisindeyken kilosunu takmaması ne fena. Nasılsa beni seviyor, hele benim sevgilim eminim ki dış görünüşümle hiç ilgilenmiyor. Gerçi belki böyle olmasam sevişmek bu kadar zor olmazdı, belki böyle olmasam.. hey, sanırım benim yüzümden, aslında o frijit değil..lanet olsun! Her neyse şaka bir yana, ki hala kafamda tartıyorum gerçekten şaka mı yapıyorum kendime diye, ilişkimde neredeyse etkisiz sayabileceğim bir eleman kilo. Yani şevklendirecek bi sebep olamıyor bu durumda benim için.. Ama bi taraftan.. O da bir gün gidecek..Bunu düşünmek bir tek kelimeyle ifade edilir; yakıcı. Ama biliyoruz, hepimiz biliyoruz, sonsuza dek süremeyecek. Bir zamanlar bana, "Bundan sonra karşıma getireceğin adam öyle erkek gibi erkek olmasın, hatta ibne olsun bence hiç sorun yok, sana iyi davransın, kalbine değer verdiğini, seni incitmeyeceğini bileyim yeter" diyen annemin bile kaldıramayacağı bir ilişki bu. Ne yazık ki asla kabul edilmeyeceğiz ve Tanrıya inanmayan babam bile gördüğü her eşcinselde tövbeler çekip hastalık olarak nitelendirmeye devam edecek. Deli gibi sevip, bir dakika görebilmek için an kollarken bile normal hayatlarımızı yaşıyormuş gibi davranmak zorunda kaldığımız zamanlar çoğaldıkça, üzerimizden baskısını eksik etmeyen çevremizin beklentileri daha düzenli hayatlarımız olması yönünde artacak ve bizde de en ama en azından üremek için uygun eş adaylarını bulmaya yönelten bir bilinçaltı oluşturacak. Bu tip ilişkinin zor yanı da anne olma isteği zaten. İkimiz de anne olmak istiyoruz ve anne olmak için gereken pipiyi ne yazık ki kiralayamıyoruz. İşin garibi birbirimizin anne olmasını da en az kendimiz kadar istiyoruz. Aynen diyet yapmak gibi birşey bu. Adriana Lima vücutlu bi hatun olmayı deli gibi istersin ama bunun için ömrübillah çekirdek kola cips çikolata vs türlerinden uzak kalmak zorunda olduğunu gözardı edersin. Onunla yaşamak, onunla yaşlanmak istiyorum ama ikimizin de ileride ayrı ayrı "aileleri" olacağını düşünme kısmını bi kenara bırakıp yok sayıyorum hep.. Sonuç olarak, o da bir gün gidecek.. Uygun eş adayını bulduğunda eminim ki aşık olmuş olacak, çiftleşip üremek isteyecek ve bütün bunları belgeselde aslanın ceylanı yemesi sırasındaki gibi ısdırap içinde ancak lanet bir doğanın dengesi kabullenmesi ile izleyeceğim. İşte o gün için birşeyler yapmak zorundayım, çünkü tahminen evde kalmış olarak nitelendirilen bir yaş döneminde, zaten bu olay yüzünden alkolun dibine vurup kilo alacağım garanti iken halihazırda da bihayli yağ barındırıp iyice çıkmaza sürüklenmek istemem. Çocuğumu ve onun çocuğunu görmek için acılarımı minimumda yaşayıp hayatta kalmam ve acıyı minimumda yaşamak için de eşzamanlı olarak aynı şekilde üremelik birilerini bulmam gerekecek. İşte o gün için kilo vermeliyim.. Eminim o kadar sıkıntı üzerine bir de reddedilmeyi kaldıramam.. Hatta "çok tatlısın" ya da "yüzün güzel"i bile kaldıramam, beynimde uyuşturucu etkisi yaratacak şekilde direk arzulanmam gerekecek!

    Lisanstaki sevgiliyle ayrılığın üzerinden birden çok sene geçmiş olmasına rağmen kurtulamadığım psikolojik bozukluğa bağlı aşırı duygusallık dönemlerimin birinde boynumda artan tüy yoğunluğunu farkedip kendimi incelemeye başlamıştım. O duygusallığın en büyük etkisi anne olmayı en çok istediğim dönem olarak beynime kazınmasıydı. Aynı süreçte bir falcı çocuğumun olmayacağını söylemiş, ve ben internette yaptığım araştırmaların sonucunda bazı bilimsel gerçeklerle yıkılmıştım. Aşırı kilo, kısırlığa sebep oluyordu, aşırı kilo hormonal dengeyi altüst edip vücutta tüylenmeleri arttırıyordu. Hatta bu aşırı kilo bayanların kendilerini erkek gibi hissetmesine bile sebep oluyordu, oysa ben bunu hep gizli biseksüel olmama, bir sürü erkekle okuyup şantiyelerde çalışmama bağlıyordum.. Gerçi gizli biseksüel olduğum tartışılmaz bir gerçek ama kilonun etkisi de dikkate alınabilir teknik olarak. Korkma sevgilim, taş bi hatun da olsam seni her zaman seveceğime eminim çünkü senin gülümsemen direk kalbime işliyor, yağlarımla hiç alakası yok.. İşte bunları bildiğim için birşeyler yapmam gerek, uygun eş adayını kafalama kısmını geçtim, bilimsel olarak da anne olabilmek için de kilo vermem gerekecek.

    Sancım var. Eskiden menstruasyon 5 gün sürerdi, sevgilim fazladan ilgi göstersin diye aşırı sancı çekiyor numaraları yapardım. Tanrı o günlerin cezasını mı çektiriyor acaba, artık daha geç, daha uzun oluyor ve gerçekten arkadaş, nasıl birşey bu böyle, sıçarken bile zıplatıyor! Ayrıca her regl döneminde aynı anda gaz sancısı ve ishali de birlikte yaşayan sadece ben miyim çok merak ediyorum! İshali bilimsel bir gerçeğe dayandırmadım elbet, hastalancam hastalancam diye diye deli gibi her çeşit yiyeceği ağzıma tıkmama bağlıyorum genelde.. Bunun için de birşeyler yapmam lazım işte. Daha az sancılı, düzenli regl, hormonlarımı da aynı derecede dengeleyecektir eminim ki. Ayrıca bu kadar bel ağrısı çekmem o zaman, zavallı omurgama fazladan kaç kilo yüklüyorum kimbilir..

    Kilo alma zincirine katıldığında insan, nasıl bir tezatsa o kadar çok enerji veren madde tükettiği halde rutin sorumluluklarına bile kolunu kıpırdatacak gücü bulamıyor.. Koca kıçımı yerinden kaldırabilmek için de kilo vermeliyim yani. Ve o depresyon.. Antibiyotiğin etki edemediği, virüs gibi birşey ve yaşayıp çoğalması için en uygun ortam da şişman bir beden. Lisanstan bu yana peşimi bırakmayan ve artık beni yatalak hale getiren depresyondan kurtulmak için de aynen bunu yapmalıyım!

    Topuklu ayakkabılar üzerinde 4 dakikadan uzun süre durabilen ayaklar için de aynı sonuca çıkarız.. Ya da ayak kaslarımı geliştiririm ki sırf beni taşısın diye şişip 40 küsür numara olan iğrenç kaslı ayaklarla ilk şıkkı gerçekleştirip üreyebileceğimden son derece şüpheliyim.. Mini kot şort ya da onu bile geçtim bedenime uyabilen herhangi birşey için, karnımda yer eden pantalon izlerinden kurtulmak için, metroda boş kalan yere götümü sığdırabilmek için, yürürken daha az yorulmak, merdiven çıkarken kalbimi geçici bir süre ağzımda taşıma zorunluluğundan kurtulmak, bachatayı hayallerimdeki gibi yapabilmek için ve daha milyonlarca sebep için bunu yapmak zorundayım!

    Bu kadar gaza getiren düşünceden sonra hala inanılmaz zor bir karar olduğunu biliyorum, hala nasıl yapacağım hakkında bi fikrim yok ve hala yarın vazgeçmiş olmaktan korkuyorum lakin bildiğim birşey varsa o da bunu herhangi biri için değil, kendim için yapmam gerektiği. Kendim için, beni seven, neye ne kadar üzüldüğümü bazen umursayan ailem için, gelecekteki ailemin varlığı için ve sevdiğimin yanına yakışmak için..

    Tanrım! En büyük depresyonu şu an yaşıyorum, biraz önce kilo vermeye karar verdim, yani çikolatayı lanetledim! Depresyondan kurtulmaya depresyona girerek mi karar verdim..


30 Aralık 2011 Cuma

Yiniyil!


    HO HO HO! Ne halim var ne isteğim, öyle neydüübelirsiz bi şekilde dalıcam 2012ye.. 2011 kalbimdeki süpriz yumurtaydı, devekuşu yumurtası boyutlarında, dolayısıyla bi alıp veremediğim yok, hatta severim kendisini baya baya. Neyse, şimdi belirtmeliyim ki; bu sözleri takiben devamında gelenler pek çekici olmayan, düşünülmemiş, sıkıcı bir yazı olmakla beraber şu dakika okumaktan vazgeçme hakkına sahipsiniz.
    
    2012! Nası da hökelekli, söylerken ağzında büyüyor falım sakız gibi.. Muhtemelen okulum bitecek, sevmediğim mesleğime dalıcam yine babamın yanında, muhtemelen bu iş hayatımda depresyona girip bikaç kilo daha alıcam, muhtemelen hayata "daha az" zamanım kalacak, muhtemelen birkaç ölüm haberiyle yıkılıp birkaç doğuma, düğüne sevinicem. Muhtemelen sevdiğimi daha az ama daha öz görücem, muhtemelen bir yaş daha büyüyüp saç baş makyaj derdine düşücem, çok çok muhtemelen şişkoluğuma ağlayıp depresyona girip daha çok kilo alıcam! Muhtemelen gece yatmadan icatlar yapıp ertesi gün unutacağım ve yine muhtemelen unutmadıklarım da benden önce yapılacak! Muhtemelen kazandığım parayla birkaç kere yurt dışına çıkıcam, hem de sevdiklerimle.. Muhtemelen Fener küme düşürülecek, şampiyonlar ligi yine hayal olacak ve ben yenilettiğimiz kombineye tekrar yanacağım..Yine de şöyle bi genele bakınca çok sıradan.. Şimdi yeni yıla dair tüm hevesim kaçtı anasınısatim! Amaaaan bu sene için çok bi beklentim yok işte, geçen sene vardı, kendi evim, kendi hayatım zaten başlı başına bir heyecandı..

    Bi de muhtemel olmayanlar var.. Mesela büyük ikramiye bana çıkmayacak, Green Card yine ve yine uğramayacak, kilo veremicem ve asla spor bol gömlek altına mini kot şort giyemicem!!!! Zaten az önce İvana Sert'i gördüm sokakta, sinir oldum ya neyse. Kırmızı donumu giysem de donanamayacağım, kazandığım para da her zamanki gibi bana yetmeyecek, annemle babamın arası gerçek anlamda asla düzelmeyecek, sevdiceğimle birlikte yaşama hayallerim bin kere suya düşecek, O ibne Ömer ve diğerleri peşini hiç bırakmayacak!Huhh! Biscolatanın Carlosu, Uruguayın Luganosu, Hollywoodun Jude Lawı, Tudorsun Henry Cavilli bana aşık olmayacak, doğaüstü özellikleri olup bana deli divane bi sevgilim de olamayacak şöyle vampir gibi falan.. Yolda görüp beğendiklerim yürürken kıvırtmaya devam edicek, e dolayısıyla herhangi erkek de beni etkileyemeyecek.. O kitabı asla çıkartamayacağım, senaryo yazıp film çekemeyeceğim, söz yazıp şarkıcılara satamayacağım, sonunda bu işin tahminimden zor olduğunu anlayıp hayallerimi rafa kaldıracağım. Hep istesem de sesim mucizevi bir şekilde büyüleyici olmayacak, yine böyle erkek gibi, kendi içimde farklı duyduğum ama dışardan farklı olan haliyle kalacak.. Bu puzzle da bu sene bitmeyecek ve belki bu sefer arkadaşlarım sevişirken üstüne şarap dökmeyecek. Ayy çok merak ettim Jolly Joker kombinesini alabilecek miyim acaba? Hayır alsak da bizim hatun haftaiçi uğramayacak ki.. Gene moralim bozuldu. Cem Adrian'ı onunla dinleyemedikten sonra skmişim tekilayı! Gene nedir abi, gene? Gene gene gene gene gene gene gene gen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen egen..

    Pff, babam parayı bol buldu heralde, yılbaşı için taşaklı sanatçı çıkaran bi otelde yer ayırtmış, bilmemkaç kişiyiz, kalcakmışız da, hadi bakalım.. Biz de burda dert ediyoz ya, yüksek yapıp çalışmıyorum adama yük oluyorum diye, çelişkiler içindeyim! Ben ailemden hiç ayrı kalmadım bu tür günlerde, bir tek geçen sene doğumgünümde zorla ayrı bırakıldım o arap ülkesinde.. Herneyse! Bizim evde olacaktık, ne güzel pijama mod, süsleyecektik bi güzel etrafı, öyle içecektik yılbaşı ağacı altında fıstıklıııı, belki bi süre sonra sevdiceğimi görecektim yağlı ballı.. En büyük arzum da buydu zaten.. Eski ve yeni yılıma anlam katan kişi o sonuçta, hem ilk sesini duyduğum gündü geçen sene yılbaşı, o sarhoş, ben mutsuz ve çileden çıkmış.. Aramızda hiçbirşey yoktu daha, son derece arkadaştık, ne de tatlıydı şimdiki arkadaş tarafımızın ilk halleri..

    Adet yerini bulsun, biz kırmızı donları giyelim, full makyaj hatun olduğumuzu hatırlayıp içki alt benliğimizi yüzeye çıkardığı anda iyimserliğimizi kaybedip kendimizi kötü, çirkin, şişman hissedelim.. Ve dileyelim, bu sene birlikte geçsin diye! Acı tatlı yine hep birlikte! Birini bile kaybetmeyeyim kalbimdekilerin ve birinin bile yokolmasından korkmayayım tek saniye dahi. Geri kalan her şey şimdiye kadar nasıl geçtiyse geçer yine.. TATLI SENELERE!


  

   

26 Aralık 2011 Pazartesi

Beni tanrıya bağlıyor senin sevgin..


    Bozuldu yine uyku düzenim. Olsun, tez için uğraşıyorum bu aralar en azından. Vicdani bir baskı oluştu kendiliğinden, uyumuyorsam dizi izleyemem, kitap okuyamam, oyun da oynayamam, sadece çalışmama izin veriyor içim.. 

    Az önce böyle grafiklere boğulmuşum, odama, çekmecemden tez notlarımı almaya gitmiştim. Oda buz gibiydi, girer girmez ürperdim, sanki terketmişsin gibi.. Ne garip, sen varken evin her yeri sıcak, sen yokken üşüyorum ben bu odada! Şimdi görsen, ellerini ısıtan ellerim bile öyle soğuk ki.. 

    Alışmam gerek ya, görmezden geliyorum bu duyguları. Az önce de öyle yaptım, umursamadım ıs(ı)sız odayı, yürüdüm. Zaten bulamadım çekmecede aradığımı, tam geri dönecektim, yatağın üstünde katlı giysilerini gördüm. Hiç de dağınık bırakmazsın.. Darmadağın odada, yatak bile ayda bir toplanırken sen hep katlarsın giydiklerini gitmeden.. Ben de hiç dokunmam sen gelene kadar, yatağın üstünde hangi koordinatta bıraktıysan orda kalır, sanki az önce katlamışsın gibi, ama bir parçası eksik.. Biri hep yastığımın yanında, biri hep elimde! Bir süre kaldım öyle, o kumaş parçalarının etkisi öyle büyük ki, abarttığımı sanırsın. Sarıldım, kokladım.. Her seferinde içinden birşeyler kopar mı insanın, her seferinde parçalanır mı böyle? "Çok eşoleşeksin sen!" dedim, "çok götsün!" Of! Sanki hala sıcak, ve o kadar taze ki kokun, bu gün burda olduğun belli, gittiğin de.. 

    Daha botlarını bağlarken özlüyorum ben seni, daha montunu giyerken.. Uyumuyorum ya, belki bu günü bitirmemek için, belki hala bu gün buradaydı demek için. Bir de üzülüyorum, yanımdayken kaybettiğim her an için.. Artık böyle bir lüksümüz yok bizim, artık bir gece dahamız yok. Bir gün görüşmek yeter sanmasın kimse, normal sanmasın, bu öyle bir aşk değil. Ben çok büyük aşklar yaşadım, kendimi adadığım adamlar oldu, kendimi adadığım insan ve insan sayılmayanlar.. Ama bu başka, bu limitsiz, böylesini hiç yaşamadım. Sevdiğimiz şeyler pembe dizi tadında, üzüldüklerimiz türk filmi, mutluluklarımız Bollywood'dan fırlamış. Her hissimiz büyük, her hissimiz abartı boyutlarda. O yüzden bir gün, bir hafta, bir ay hiç biri yetmiyor bize, hiç biri yeterli değil özlemimizi bile gidermeye.. 

    Geleceği gün çikolata, gittiği an tuzlu su içimde! Kokladım işte, ağladım yine.. Bütün hafta böyle geçiyor ya, doya doya kucaklayamıyorum ya seni ilk gördüğümde, yorgunluktan, sinirden birbirimize çatıyoruz ya bir de.. Dışarıya belli etmemek için özlemimizi, belli edemediğimiz için lanet olsun! Saçma sapan kırıyoruz birbirimizi.. Sonra bir telaş sarıyor kaybettiğimiz zamandan, sonra sadece gözyaşları konuşuyor, çok özleyen, saçmalayan gözyaşları.. Sonra hiç unutamıyorum o halini, kıyamıyorum, dayanamıyorum! Sen çocuğumsun benim, ağladığında canım yanıyor. Kalbinin kırıldığını hissediyorum benimkinin parçalanmasından.. Evladım gibisin gözünün içine baktığım.. O ıslak bakışların, o titrmesi dudakların.. Of! Korkuyorum! Sensiz yaşayamam demekten korkuyorum!

   Beni tanrıya bağlıyor senin sevgin, sürekli bir şükür var dilimde, sürekli inanılmaz bir korku, seni benden alır diye..

24 Aralık 2011 Cumartesi

Süzülür böyle gözümden..

    Artık göremiyorum eskisi kadar. Öyle her kafamıza estiğinde bahaneler üretip gelemiyoruz yan yana. Özledim onu. Çok özledim. Ama alıştım da yokluğuna. İnsan zorunda olunca alışıyormuş da. Yarın onun günü, göreceğim, içime çekeceğim boynunun kokusunu.. Yarın bayram günü, yarın mutlu günüm! Ama öyle çabuk geçecek ki haftasonu.. Artık birkaç gün uyuyamıyoruz yan yana ve ben hala alışamadım bir güncük koynunda kalmaya. Buna şükretmem gerekir belki ama yetmiyor seni yaşamak bana! Hayatım sen oldun, ama ben hala kendi hayatımı yaşıyorum sen yerine! 
   
    Her neyse.. Yarın benim günüm, gülümsemenin günü. İpek teninin,sıcak kokunun günü. Yine tüm nefesimi verip seni bekleyeceğim ve yine senin ciğerlerinden gelen havayı çekeceğim ciğerlerime. Sen olmak için, hücrelerini kalbime sindirebilmek için uğraşacağım var gücümle. Seni sevmenin cismini yaşayacağım yine, yanaklarını, bana bakan canlı gözlerini seveceğim bana hak tanınan tüm zamanda.. Yine taşacak gözlerimden, yine hayalimden daha canlı olduğun için gebereceğim sevinçten. Ve yine geçecek saatler, gideceksin..

    Seni çok seviyorum bir tanem! tek tanem! Hiç bir insanı sevemeyeceğim türde, her insanı sevdiğim kategoride. Sen herkessin benim için, ve sen teksin, herşeysin!

    Şimdi başucumda duran kıyafetlerini koklayıp gözümden süzülenle dalıcam uykuya, ve sen yarın bana taze kokunu bırakacaksın yeni giydiklerinle.. Tatlı rüyalar sevgilim. Mutlu hayaller ikimize..

23 Aralık 2011 Cuma

İlk civata böyle attı

    Üniversiteye kadar İzmir'de yaşadım. Şimdi İstanbul bedenime sahip olmuş olsa bile, ruhuma asla! 
    Her neyse, anadolu lisesi sınavına girmişim, hiç hatırlamıyorum, annem babam ek yerleştirmeler peşinde koşarken ben şimdilerde kaltak olan kankamla yazlıkta eğleniyordum. Benden iki yaş büyük olan o kankamın gittiği lise tutsun diye dualar ediyodum, çünkü tek derdim onun sürekli ballandıra ballandıra anlattığı tayfasına dahil olabilmekti. O zamana kadar ne klas arkadaşlarım oldu, ne popülaritem. Ben şişman bir mutanttım ve elimden tutacak birilerine ihtiyacım vardı. Gecenin bi yarısı annemler arayıp mutlu kutlu haberi verdiğinde arkadaşımla aynı lisede olamayacağım için yıkılmıştım ancak kazandığım okulun izmirin en iyi 3 anadolu lisesi arasında olduğunu nice nice sonradan öğrendim..
    Yaz bitmemişti henüz ve benim için yeni okula başlamaktan çok daha önemli bir şey vardı; ilk kez sevgilim olmasının heyecanıyla kendimden geçiyordum. Sonunda o elemanın benden 13 yaş büyük olduğunu öğrenmem hayallerimi darmadağın edecekti. Ulan ben 13 yaşındaydım.. Daha da iyisi köy diskosunda djdi ve bence bu çok klas birşeydi.. Eh o zamanlar Atilla Taş, Doğuş hayranı olduğumu falan da hesaba katmakta fayda var.. Hatta o dje aşık olduğumda, sırf ulaşabilmek için önce bir iki gün diskonun bodyguardıyla çıkmış ve first kiss deneyimine kusmak üzereyken son verebilmiştim. French kiss zannettiğim o ilk öpücüğün etkisi bütün bir dana dilini direk yutmaya eşdeğerdi. Neyse ki dj bu konuda daha iyiydi, lakin onun da beni öperken hep kucağına oturtup arkamı çevirmeye çalışmasını asla anlayamamıştım.. Öpebilmek için baykuş gibi boynumu 180 derece çevirmeye uğraşırken onun aklından geçenlerden de bihaberdim ne yazık.. Neyse ki tecavüze uğramadan yaz bitti ve ben kırık kalpli bir mutant olarak liseye başladım..
    Hazırlık sınıfına girdiğimde, okulda çekilen vesikalıklar olmasa gerçekten hatırlamadığım bir haldeydim. Saçlarını ortadan ayıran gözlüklü elemanın bendim evet! Niyeyse yine kaltak çeker bünyemle en dikkat çekici en kaşar hatunu arkadaş olarak seçtim. İlk derste hoca herkese kendisini almanca tanıttırırken bütün sınıfı inceleme fırsatı bulmuştum. Gözüm bi sırada takılı kaldı. Duvar dibinde iki eleman vardı, allahım ne tatlılardı! Biri esmer yeşil gözlü diğeri kumral ela.. Esmer olan tam bir şebek, ortalığı birbirine katan cinsten, ama belli ki yanına yanaşanın da o noktada ağzına sıçar, dalgasını geçer ve gider.. Diğeri de bir o kadar karizma! Ve ben, şıpsevdi mutant, farkında olmadan ilk büyük aşkıma tutuldum.. Ne yazık ki kumralı tek düşünen ben değildim, hazırlıktaki kızların yarısıyla aynı lanet kaderi paylaşıyordum!
    Yine de her geçen gün okula daha büyük keyifle bağlanıyordum, sabahları özenle perçemlerimi çıkartıyordum ki gün içinde konuşurken karizma bi şekilde kulaklarımın arkasına atabileyim. Saçımın önlerini ortadan ayırıyo olmamdan daha vahimi; perçemlerin kulaklarımın arkasında kıvrım yapan muhteşem görüntüsüydü.. Omuz boyunda olan saçlarımı ensemde topladığımı söyleyebilirim heralde, nasılsa daha fazla tiksinme şansınız yok.. Neyse ki kaşarla arkadaşlığımın ilerleyen safhalarında full jöle ile dağınık topuzu öğrendim. Kancalı toka ile tepemde gergin bi şekilde sıktığım saçlar ve her gün bitirdiğim birer kutu jöle yüzünden saç diplerimin iltihaplandığını ve boynumdaki tüm lenf bezlerimin şiştiğini hatırlıyorum. O topuz doktor tarafından yasaklanmadan hemen önce müdür sabah kontrolunde kenara çekip bi güzel fırça kaymıştı kaşarla bana ve isyankar benliğimi o gün ortaya çıkardı. Sırf protesto etmek için uzunca bi süre iki yandan örgü kullandım. Bi de jöleli ıslak saçla yollara düştüğümden dolayı feci baş ağrılarımın olduğunu hatırlıyorum, ama bu benim için hep avantajdı. Ders sırasında abartı acı çekme hareketleriyle dikkatleri üzerime toplayabiliyordum.. Kumral da hep bana bakardı o zamanlar, hatta bi kere tenefüste "sen baya bi gidiyodun derste" dedi ve ben bi kilo çikolata yemiş kadar serotonin salgıladım..
    Zaman geçti, hocanın biri bana kıyamayıp kaşarla arkadaşlık etmemi yasakladı ve beni kumralın grubuna zorla soktu. Hatta ordan bi kızı da benimle ilgilenmesi için tembihledi. Yemişim ezikliği, hayal edemeyeceğim kadar yakındım artık ona! 
    Ancak beklenen olmadı, bu şekilde bir sene geçti ve ben ne uzadım ne kısaldım.. Üstelik abartısız her gün birileri bizim gruptaki kıza gelip kumraldan ya da esmerden hoşlandığını söylüyor, hemen ardından bu konu aramızda ciddi dalga konusu oluyordu. Aşkımı kalbime gömmezsem aynı rezaleti ben yaşayacaktım. Sürekli olan biteni anlattığım şu diğer lisedeki kaltak kankamın, eğer onu o gruba sokarsam bana kumralı ayarlayabileceği fikrini sunmasıyla yeni bir sayfa açtım okul hayatımda, ve dışarda yaptığımız tüm buluşmalara, okul gezilerine kaltak kankamı da dahil ettim. Gerçekten bizi yakınlaştırdı sanıyordum ki, aslında sadece kendisine yakınlaştırdığını farkettim. Kaltak kankamın gruptaki tüm erkeklerle çıkma çabası neyse ki sonuç vermemişti, ve ben artık dışardan destek almamaya kararlıydım. Muhtaç olduğum kudret kesin içimde bi yerlerdeydi, ama nerde? Ne yapmalıydım?!
    2002 Şubat ayına kadar bu sorunun cevabını bulamamıştım, bir gün kader dayanamadı ve nihayet beynime patlattı. Bi akrabamızla fener-galatasaray derbisine iddiaya girmiştik, garipsenmeyecek şekilde fenerbahçe 1-0 kazanmıştı ve ben iddia ödülüm olan numaralı renkli lenslerime ulaşmıştım! O dönem pahalı birşeydi ve ailemden istemek vicdanımı rahatsız ederdi. Değişim olmuşken tam olsun dedim, saçlarımı düzelttirdim. Zaten birkaç kilo vermiştim son zamanlarda. Sırtıma kadar uzamış olan saçlarımı sardım, ertesi sabah buklelerini hiç bozmadım, içime toz pembe bluz giyip gömleğimin bir düğmesini daha açtım, menekşe rengi lenslerimi taktım. Birkaç ufak tefek eklentiden sonra çirkin betty dönüşümünü tamamlamıştı. O dönem hayatımda Elidor reklamıyla yer etti. "Bakacaklar, bakacaklar hep bakacaklar" sloganlı reklamın mükemmel bukleli kızı gibi salınıyordum tenefüslerde.. Daha geçen sene bir arkadaşımdan öğrendiğim kadarıyla, o zamanlar yanıma yaklaşmaya cesaret edemezlermiş, hep aracı koymaya çalışırlarmış benim için. Vay be, gel sen mutant bana üzülme.. Liseye başlamadan lens taksam fordcu dji hayatıma sokar mıydım acaba?
    O dönem kumral okulun kaşarıyla çıkmış ayrılmıştı. O aşk acısıyla kavruluyordu, ben avutmak için deliriyordum ve bu şekilde nisan ayına kadar cilveleştik. Çıkmaya başladığımızda ise, iki senelik platonik perişanlık sürecinden ardından bu elemanın aslında hayatıma çok daha ciddi bir damga vuracağından habersizdim..

22 Aralık 2011 Perşembe

Seviyorum ama!

    Herkese sevimli görünen erkeklerden nefret ediyorum! O gün bir tanesi karşımda duruyordu. Neyse ki ben güvenli bölgeye geçeli çok olmuştu..
    Ben hiç bir zaman pek güzel olmadım, daha doğrusu hep şu lanet "yüzün güzel" lafını duydum, geri kalanım da yüzün ekmeğini yedi. 25 senedir kilomu depresyon durumum belirledi. Hatun olduğumun en büyük kanıtı da bu olsa gerek, ki bunu arada bi kanıtlamak zorunda hissediyorum.. Ha bi de koca memelerim var, eğer psikolojim mükemmele ulaşır da kilo verirsem, kendilerini küçülttürüp böyle silikonlu sahte meme görünümüne getirtmek de ideallerim arasında.
    O gün karşımda duran elemanı 5 aydan fazla bir süre, görmeden sadece beklemiştim. Şimdilerde düşünüyorum da; onu beklemek aslında tutunacak sebep aramaktan başka bir şey değildi.Yeniden İstanbul'a dönmüştüm, yüksek lisansıma devam edecektim. Ailemle kendi evime çıkmak konusunda anlaşıp bu lanet şehirin lanet semtlerinden birinde, götümün anca sığacağı, sevimli dubleks bir çatı dairesi bulmuştum. Henüz taşınmadan önce tanışmıştım onunla; tabi ki benden beklenen şekilde, sanal bir rol yapma oyununda.. Bu arada, tanrım, orda bir harikayım, insanları bir kaç lafımla mükemmel biri olduğuma inandırabilirim. Şimdiye kadar bunu sadece eğlenmek için kullandım, çok az insana kendimden bahsettim, geri kalanına da hep oyundaki rolumu oynadım. 
    Son ilişkimden sonra erkeklerden nefret etmiştim. Hayatımın her döneminde şıpsevdi olan ben, son ayrılıktan beri artık her pipiliyi direk pipi olarak, beyinsiz kas hareketi şeklinde değerlendirmeye başlamıştım. Zorlama teşebbüslerde bulunsam da, bu düşüncemi değiştirecek biri çıkmamıştı. Onu tanıdığımda ise gelmiş geçmiş bütün erkek kavramım değişecek sanmıştım. Bu kadar mükemmel biri olamazdı heralde.. Çok önemli bi özelliği vardı; ben üzülürsem üzülürdü. Sadece ben değil, onunla bağlantılı herhangi bir kalp kırılırsa o üzülürdü.. Bi erkekten beklenmeyecek bir duyarlılık, mükemmellik vardı bu çocukta. Böyle görmemdeki en büyük etki sanırım kendini beğenmiş bir maçodan kurtuluşumun 4. senesinde hala tam toparlanamamış olmamdı. Gece gündüz konuştuk, ben daha çok ben gibi davranmaya başladım, ki bu da geyşalığa ilk adımdı.. Kendimi kaybettim. Hayır, daha doğrusu özüme döndüm, her zamanki gibi aşık olduğum kişinin kölesi olmak istedim. Allah var, o da bana az sevimlilik yapmadı. Akere gidecekti, sadece 10 gündür tanıyordum ve ben çoktan onun dönüşünü beklemeye karar vermiştim. Hatta elimde olsa ben giderdim askere, o derece koruyabileceğim, hayallerimin erkeğiydi. Tanrıdan ne dilesem onda var sandım. Birliğine teslim olacağı gün sabahlamıştık ve bilgisayarı kapattığımda 5 ay içinde kaç kilo veririm diye hesaplara başlamıştım. Öyle bir hevesle daldım ki olaya, ona her gün bir şeyler yazıyor, her hafta mail atıyordum. Spor salonlarını araştırdım, tembel bünyeme uygun diyet yiyecekler buldum. Dönene kadar güzel biri olup onunla yaşayacak, duyarlı sevgilimle mutlu bir aile kuracaktım.
    Giderken oyundaki karakterini yakın bir kız arkadaşına emanet etti. Bana bu kız tarafından iletilecek mektuplar bıraktı. Tahmin edilir ki 5 ay o kızın beynini yedim. Hep onu konuştum, hep onu anlattırdım. Kız benim kafamda bağlandığım karakteri garipseyip, aynı kişiden bahsetmediğimizi düşünse de, elemanın kankası o değil benmişim gibi düşündüklerimden emindim. Kabul ediyorum, olması gereken 1 ise ben 3 kat gelin güvey oldum.
    Hatunla o kadar sık, o kadar çok yazıştım ki, bir süre sonra en çok görüştüğüm kişi haline geldi. İkimiz de İstanbul'da ve ikimiz de bayan, yani zararsız olunca, e tabi bi de o benim böbreklerimi çalmayacağına söz verince buluşmaya karar verdik. Sanal alemde alışık olmadığım bi durumdu buluşma olayı. Kendi gerçeğimi açığa vurma düşüncesi çok zor gelse de, görüşmeye devam ettiğimiz günlerin birinde elbet benim şişko olduğumu öğrenecekti. Biraz psikolojisiyle oynadım, çünkü arkadaşına layık görmeyeceğinden çok korkuyordum. Buluşamayacağımızı, utandığımı, elemanın da beni gerçekte asla sevmeyeceğini, çünkü çok önemli bir sır sakladığımı söyledim. Meraklandırdım, sonrasında "evliyim" dedim. Umurunda olmadı. Kötü giden bir evlilikte başkasından hoşlanıyor olmamı normal karşıladı. Ardından onu kandırdığımı, aslında evli olmadığımı ve hamile olduğumu söyledim. Umrunda olmadı, hamile ve yalnız bir annenin çok daha duygusal olabileceğini düşündü, buluşmamıza bir engel görmedi, arkadaşını sevmeme de.. Daha çok abarttım ve sonunda "seninle görüşemem, onunla da, çünkü sakatım ben" dedim. Durumu iyice abartıp aslında kilonun önemsiz bir sorun olduğunu düşündürtmeye çalışıyordum. Öyle dehşet dolu bir cevap verdi ki, psikolojik çabalarımın tamamen saçmalık olduğunu kahkahalar içinde farkettim.. "SAKATIN SEN?" 
    Görüştük. Sonra daha sık görüştük. Çok tatlı, çok farklı bi kızdı ve biz o kadar iyi anlaşıyorduk ki, birbirimizin cümlelerini tamamlıyor, ne düşündüğünü rahatlıkla anlıyorduk. Geçmiş hayat varsa; ya kardeştik ya evli.. Aylar geçti hiç anlamadığım hızıyla, ve ben 10 kilo vermiştim bu 5 ayın sonunda. Bana göre çok azdı, ama belli ki bünye duraklama dönemine girmişti. Sebebi de; İstanbula dönmeden önceki bir sene boyunca bir arap ülkesinde çalışmış, ciddi bir depresyon sonucu 103 kilo olmuş, sonra çok yakın bir arkadaşımın evleneceğini duyunca, sırf düğün için 9 kilo vermiştim. Dönüp de tam yeniden kilo almaya başlamışken bu eleman karşıma çıkmış, kendime bu hevesi büyük bir şans görmüştüm. Ancak hala onun karşısına çıkabilecek halde değildim. Gerçi hevesim daha öncelerinde kırılmıştı zaten. Haftasonu izinlerinde hep tartışmıştık, anlam veremediğim hareketleri olmuştu ve eminim o da benim kendi kendime ilişki yaşıyor olmama asla anlam verememişti. Beni üzdüğünü düşünüp üzüldü, ama asla niye üzdüğünü anlamadı. Sonunda bu işin olmayacağını daha en baştan bildiğimi, kendime çeki düzen verebilmek için onu hayatımda tuttuğumu farkettim. Yine de ondan çok hoşlanıyordum. Askerden döndüğünde yine görüşmedik, hoş onun da umurunda değildi. Benim için birkaç günlük sanal bi ilişki olarak kalsın istedim ama büyük bir sıkıntı vardı bu durumda. Onun yakın arkadaşı artık benim en yakınımdı.
    Ve sonunda bir kere gördüm arkadaşlarının arasında. Doğumgünü hediyesi olarak yaptığım karakalem portresini verdim. Heyecandan ishal oldum, karnımdaki gurultuları bastırmak için abuk subuk konuşmalar yaptım. O ise beni herhangi biri gibi bile görmedi. Sanki hep tanıdığı, asla cilveleşmediği bir arkadaşıydım ve o herkese olduğu gibi normal derecede sevgi doluydu. Olması gerekenden farklıydı bu durum. Sadece var olan birisiydim, küçüldükçe küçüldüm kendi koca bedenimde. İşin aslı o gün ben iki farklı duyguyu barındırıyordum kalbimde.
    Gerçekle yüzleşmek zor, kabullenmek rahatlatıcı olmuştu. Benim için de o artık sadece vardı, ama hala vadesi dolmamıştı. Hep beraber bi müzik festivaline gitmeye kadar verdik, iki günlük sevimli bir festival. İlk gün bunların tayfadan bi kız geldi, nasıl çingen, çirkin, nasıl uzak durulur cinsten. Geç saatlerde ise benim elemanla kız aynı minderin üstünde burun buruna konuşuyordu. Bi de önceden alakaları yokmuş, kız saçını sarıdan siyaha boyatınca hoş olmuş falan filan. Kendimden nefret ettim, demek o kızdan bile beterim diye. Ve ondan nefret ettim benimle hiç öyle burun buruna gelmedi diye. Gece kalbimin bir kısmında o nefretle uyudum. Ertesi gün çingen kız festival alanına süslenip gelmişti. Bence daha çingen olmuştu ve ben barut fıçısı gibi karşılaşacağım cilveleşme sahnelerine hazırlıyordum kendimi. Bir an geldi, her şeyin değiştiği bir an; bizim eleman hemen önümüzde duran çıtır bir hatunla ilgilenmekten çingen kıza selam bile vermedi.. 
    İçimde ne aşk kaldı, ne öfke. Sadece acıdım. Çingen kıza, yeni çıtıra, ve pek tabi bizim elemana.. Belki bir miktar da kendime.. Anladım ki o herkese sevimliydi, anladım ki ona göre aslında ne kur yapıyordu ne asılıyordu. Onun doğal hali buydu. O, o kadar boş şeylere üzülüyordu ki, gerçekten yaptıklarının farkına asla varamayacaktı. Ve ben bütün bunları anladığım an, düşünmeyi de bıraktım. Birden aylar boyunca bizim kızla konuşmalarım geldi aklıma. Anlattığı hikayelerde, elemanın aslında sevimli değil salak olduğunu farkettim. İşte o an pembe gözlük kırıldı. Neyse ki camlar gözüme batmadan kapattım, canım hiç yanmadı, ama gözlük hep kırık kaldı. O günden sonra hiç bir erkek bana iyi yönleriyle görünmedi. Bu olay, eski yaşadıklarımla birleşti ve beni çok değiştirdi. Yapbozun son parçası konmuş oldu, resim ortaya çıktı. Artık beklentilerim yüksek, artık mükemmeli bekliyorum, üstelik hiç aramadan. Artık erkek denen varlık eksiklik değil hayatımda.
    En önemlisi, ben o gün zaten büyük bir aşkı barındırıyordum kalbimde, zaten biri vardı hayatımda, hem de birkaç aydır. Sadece tek yönlü değil, çok farklı ve bir erkeğe duyamayacağım kadar fazla bir aşktı bu. Bizim kızla birlikteydik. Sanırım ishal bu yüzdendi..